FORUM > DİN

cenneti nasıl yaşamağa başlar insan?..

(1/1)

omer:
cenneti nasıl yaşamağa başlar insan?..
«  06-07-2007, 13:12:08 »


"Onlar dünyada iken cennet nefhalarını almaya başlarlar" buyuruluyor. Ne demektir bu?..

İnsan, ÖTEDE BİR TANRI, ya da ÖTENDE BİR TANRI şirkinden arınmağa başladığı zaman; SONSUZ - SINIRSIZ, ALLAH adıyla işaret edilenin ne olduğunu yavaş yavaş farketmeğe idrâk etmeğe ve hissedip, yaşamağa başlar.

İdrâk eder ki, SONSUZ - SINIRSIZ ALLAH, her zerrede, tüm varlığı ile mevcûttur; ve dolayısıyla kendi benliğinde, özünde, her zerresinde kemâliyle, Zât’ına yakışır şekilde "O" vardır!.. Yıllardır ötelerde sandığı; özünden, benliğinden yüz gösterivermiştir kendisine!..

"Ben taşrada arar idim,

Ol cân içre cânan imiş!.."

mısraları dökülüverir ağzından.

Sonra bakar görür ki, her zerre de yüz gösteren "O"!..

-Başını ne yana çevirirsen hep ALLAH'ın VECH'ini (yüzünü) görürsün"

Ayetinin "Sır"rını idrâk eder; her yer ve her şey adı altında hep O'nu sevmeye başlar. Kimseye, kızmaz, küsmez; kimsenin hakkını yemez; kimseye dil uzatmaz; kimseyi istemediği bir işe zorlamaz; geçici değerlerle vakit harcamak yerine, kalıcı hizmetlerle vaktini değerlendirip; hem fiîlleriyle, hem diliyle, hem bilinciyle hep sevdiğini zikreder hâle gelir.

Eskiden, İslâmiyet kendisine çok zor gelirken; şimdi kendisine çok basit ve çok kolay geliverir!..

Zâten nedir ki.

Kelime-i şahadeti dille tekrarlamak bir yana haliyle yaşamağa başlamıştır. Farz olan beş vakit namaz!.. Nedir ki.

Sabah, velev ki kalktığında, elini yüzünü yıkarken, ayağını da yıkayıp almış olur abdesti; ve alt tarafı, iki dakikadır, iki rekât sabah namazı!..

Öğlende, bir fırsatını bulamaz mı dört dakikacık!.. Dört rekât da farz öğle namazı; madde’nin tüm stresi içinde, dört dakikalık sonsuzluk tasavvuruyla yaşanan, dört rekât öğle namazı.

İkindi namazı için. Farz edilen dört rekât namaz için bulunamaz mı dört dakika. Senin gerçek boyutun olan o sonsuzluğa, açılan pencere!..

Akşam eve gelmişsin; günün bütün dünya dertlerinden kendini soyutlayabilmek için; elini yüzünü yıkayıp, abdest alıp üç dakikalık, üç rek’âtlık özündeki sonsuzluğa yöneliş, o sonsuzlukta huzur!..

Ve nihayet yatmadan önce, günün bütün problemlerinden arınıp, kendi gerçek âlemine dalmayı kolaylaştıracak dört rekâtlık, farz olan yatsı.

İşte üzerine farz olan; İslâmiyete göre, bu kadar az ve basit!.. Topunu toplasan günde 17 dakikacık!.. 1440 dakika içinde, sadece 17 dakika!..

Ama istiyorsan, daha fazlası, diyorsan; beni, sonsuz bir gelecek bekliyor, benim orada daha pek çok şeylere ihtiyacım olacak, idrâkına gelmişsen; dilediğin kadar arttırırsın yararlı çalışmalarını.

   
   

 
Namazdan sonra ne var, Hac!.

Hazreti Rasûl aleyhi’s-selâm buyuruyor ki:

"Hacca gitmekte acele ediniz!.. Çünkü hiç biriniz ileride karşısına hangi engellerin çıkacağını bilemez!.."

Ve gene ŞİDDETLE UYARIYOR ki:

"Kim gitmesine engel olacak şiddette bir hastalık, yahud haccı yasaklayan ZALİM SULTAN, yahud da yoksulluk olmadığı halde HACCA GİTMEDEN ÖLÜRSE, o kimse ister YAHUDİ, ister HIRİSTİYAN OLARAK ÖLSÜN!.."

Bu, dini tebliğ edenin hükümleri göstermektedir ki hac âcilen yerine getirilmesi zorunlu bir ibâdettir!.. Niye?...

Çünki, hacda, o güne kadar bilerek ya da bilmiyerek yapmış olduğun TÜM suçların -kul hakkı da dahil- tamamiyle silinmekte; "anandan doğduğun günki kadar günâhsız olarak" dönmektesin; ve "acaba affoldu mu" diye düşünmeni de Hazreti Resûl, "en büyük günâh" olarak değerlendiriyor!..

Böyle bir fırsat kaçırılır, terkedilir mi?.. Ölümün, hele günümüz şartları içinde, ne zaman geleceği belli değilken; bir an önce, bizi azaba sürükliyecek tüm menfi yüklerden arınıp sıfırlanmak varken; bunca menfi yükle, günahla ölümötesi âleme geçmek mantık işi mi?..

Hele, bunu yapmamaktan dolayı bir HIRİSTİYAN veya YAHUDİ inançsızlığını göze alarak ölmek söz konusuyken!..

İkinci olarak, bir de haccın manevî yanı var!.. Hiç olmazsa, çok kısa bir süre de olsa; sanki kefen giyer gibi, dünyadan soyunarak ihramları giyip; madde dünyasından ve onun tüm geçici değerlerinden arınıp; sonsuzluğun tarifi mümkün olmayan ÜSTMADDE değerlerinin içine dalmak!.. Bilinç boyutunun sonsuzluğunda, benliksiz bir biçimde kulaç atmak!..

Kâ’be’de dahi Vechullahı görebilmek!..

Ve Yâr ile sohbet etmek!..



Neyse gelelim Oruca ve Zekâta...

Oruç, insana sanki yapısındaki melekî boyutu hissettirmek için konulmuş özel bir farz!.. Büyük rahmet!.. Sen, yemeden, içmeden, seks yapmadan, ve seks düşünmeden, başkalarının hakkında kötü düşünmeden, kötü konuşmadan da durabilen; ve böyle yaşayabilen bir meleksin idrâkını hissettirmek için konmuş bir farz!.. Senede, 365 gün içinde sadece 29 gün!.. Sana bu beden olmadığını, bir bilinç varlık, düşünsel varlık olduğunu, melekî boyuta ait bir varlık olduğunu farkettirmek için konulmuş bir farz!..

Ve zekât!.. Anladıysan, her zerrede, her birimde varolanın gerçekte sadece "O" olduğunu, paylaş onlarla hiç olmazsa varlığının kırkta birini; diyen anlayış.

İşte en basitiyle İslâm.



"Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz"!.

Buyuran Efendimiz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bildirdiği Kur'ân-ın bize en öz manâda anlatmak istedikleri ve bizden taleb ettikleri.

Şayet bunları anlıyabildiysek.

Şimdide önce "GÜNAH"ı anlıyalım sonra da "İstiğfar"ın ne olduğunu ve nasıl bir düşünceyle yapılması gerekliliğini.

"Dağlar gibi kuşatmış, benlik günâhı seni
Günâhını bilmeden, gufrânı arzularsın"

Ve işte bundan sonradır ki. Artık KUR'AN-I KERİM'e "EL SÜREBİLİRİZ"; ve ZİKRE, DUAYA başlıyabiliriz
İletiyi düzenle

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git